|
TAKLACI MARDİN GÜVERCİNLERİNİN ÖZELLİKLERİ
  -4Yb.bmp)  
Türkiye´deki
Asya Taklacıları (Die Asiatischen Klatschtümmler in der Türkei)
Asya
Taklacıları Türkiye ve diğer ülkelerde yöresel isimleriyle
tanımlanırlar.Türkiye´de Mardin ve Takla isimleri en fazla kullanılan
tanımlardır.Yine bu isimlerle de Almanya´da tanınmaktadırlar. Diğer bana tanıdık
gelen isimler ise Tak Tak, Şak Şak, Yapışkan, Dönek ve Yerli (yöresel ırk) dir.
Verilen isimlerin büyük bir bölümü kuşların uçuşunu andırıyor, mesela bunlar
uçarken kanatlarından çıkardıkları tak tak ve şak şak gibi sesleri. Yapışkan
ismi belki de tercümesi ile olduğu yere yapışırcasına dikey ve takla atarak
yükselmesinden dolayı düşünülmüştür. Dönek ismine en çok Doğu Anadolu da
rastlanır ve anlamı perdah çekerek takla atmaktır.
Bu
ırkın geldiği yer tam olarak bilinmiyor, fakat bu güvercinlerin erken
yüzyıllarda Doğu Anadolu Bölgesi´nden, İran, Irak ve Suriye den geldikleri
tahmin ediliyor. Nitekim soy Güney Doğu Anadolu´da geliştirilip yetiştirilmiş ve
bu yüzden bu güvercinlere bir Şehrin ismi verilmiş, adı ile Mardin. Oradan
batıya ve kuzeye doğru bu ırk yetiştirilerek yaygınlaşmıştır. Fakat bugün Mardin
sadece belli bir tip uçkun güvercin türünün ismidir.
Biz buradaki
Avrupalılar için, yuvarlanan anlamını taşıyan bu ırka sadece takla demek belki
daha doğru olur.
Taklalar son 10-15 sene içinde Avrupa da çok sayıda sevenlerini buldular. DFC-Dergisi
olan `´die Kunstflugtaube´´, malumatına göre bu ırk 20. yüzyıl öncesinden
güvercin sever Bay Reber tarafından DFC (Alman Taklacılar Kulübü) ne
tanıtılmış. Bu zaman diliminden sonra bu ırk yükselişe geçmiştir. Daha sonraki
yıllarda, sergi ve büyük fuarlarda güvercin sever İhsan Kandil tarafından oyunlu
güvercin olarak kapalı salonlarda seyircilere uçurularak tanıtılmıştır. Kapalı
salonda yapılan bu gösteriler,ilk defa kapalı alanda takla atabilen güvercinleri
gören misafirleri adeta büyülemiştir.
Büyüleyici
gösteri,bu ırkın çeşitli yetiştiricilerden satın alınarak kazanılmasını sağladı.
Fakat bu ırkı edinen insanlar bu ırk ile başarı elde edebildiler mi yi bir taraf
edelim, çünkü esas hedef edilen uçuş stili zor bir prosedürdür, çok zaman ve
sabır gerektirir. Bazı insanlar işin kolayına kaçıp, bu ırkı normal uçan taklacı
ırkları gibi uçurdular. Çok iyi düz takla atanlar damızlık bırakıldı, ve diğer
esas ırk özelliklerini taşıyan, yani `sefere gelerek fışkıran´ kuşlar yok
edildi, çünkü onların uçuşu zaman alıcı bir uğraş gerektiriyordu. Böyle olacaksa
ırk özelliklerine önem vermeyenler o zaman takla bakmasın!
Taklalar
vücut yapıları orta büyüklükte, gagaları orta kalınlıkta, özlerinde mülayim,
rahat ve uysal olan güvercinlerdir.Paçaları az ve çok arası değişiklik gösterir,
kafa yapısı düz olduğu gibi, tabak perçem veya arka perçem veya her ikisi de
mevcut perçemleri ile kendilerinde hayranlık uyandırırlar. Genellikle renkleri
gök,açık gök,ve buz rengine yakın tonlardadır. Sıklıkla bu renklere de
rastlanır:Koyu gök-çakmaklı, açık gök-çakmaklı, parlak beyaz, parlak siyah,
kahve rengi, dominant kırmızı, dominant sarı, dominant kırmızı-çakmaklı,
dominant sarı-çakmaklı ve çok renkli.
Yavru bakmayı
seven, güvenilir ve her 5-6 hafta arlıklarla yumurtlayabilen kuşlardır. Hiç
zorlanmadan yavrularını gerekirse üçüncü bir yavruyu bile kolay bakabilirler.
Yerden fazla yüksekte olmayan yuvalar tercihleridir. Yerden olmak üzere üst üste
3 tane yuva konulabilir. Daha yüksekte bulunan yuvalardan yere inecekleri zaman
zorlanırlar.
Eğer yuvalar
alçak tutulursa, yavrular erken yeme düşer ve kolayca kendi başlarına beslenmeyi
öğrenirler. Ortalama 30 günlükken yavruları ebeveynlerinden alır ve onlar için
özel yavru kümesine koyarım. Nitekim günlük 1-2 defa yavrular kapıdan dışarıya
kümes önüne yere salınır ve yere alışmaları sağlanır, çünkü ileride buraya yere
hedefe gelip fışkırarak oynamaları gerekecektir. Daha sonraki 2-4 hafta boyunca
yavruların ürkütmeden kümes önünde yerde dolaşmaları sağlanır, tabi ki ilk kendi
başlarına yükseğe uçma deneyimlerini fark edene kadar. Bundan sonraki zaman
diliminde yavruları uçkun ve alışkın bir güvercin ile tek olarak uçurmak
gerekir, yavrular tek başına uçmaya alışıncaya kadar. İlk uçuşlarında dahi kanat
sesleri belirgindir ve kuyruk üstüne oturarak ilk taklalarını atmayı denerler.
Sonraki haftalarda iyi takla atmayı başarırlar.
Yavrular
uçurulmaya başlanıldığı zaman mümkünse hiç ara verilmeden her gün
uçurulmalıdırlar, eğer birkaç gün ara verilirse, bazı yavrular sık takla atarak
yönlerini bulamadan kaybolabilirler. Belki de böyle en iyileri kaybedilebilir.
Uzun süre uçmayıp daha sonra aşırı zincirleme yere doğru takla atanlara
rastlanır ve bunlar talihsizce yere çakılabilirler. Bu gibi durumlar bazı
taklacı besleyenlere hiç yabancı gelmese gerek.
Ortalama
ilk uçuşlardan 3-4 ay sonra yavru kuşlar takla atmadan önce kanatlarını sesli
bir şekilde birbirine vurarak kendilerini dikey yükseğe çekerek takla atmaya
başlarlar. Bu demektir ki takla atmadan önce kendilerini dikey 3 ila 5 metre
yükseğe çekerek ve sonunda takla atarak yükselirler. Buna `Hava Fişeği´ denir.
Çoğu birkaç uçuş deneyiminden sonra 10 m yüksekliğe kadar çekerek bu esnada 3-4
takla atabilir. İşte bunu başaranlar artık tek uçurulmaya hazırdırlar. Bunların
arasından
tipik ırk
özelliklerini gösteren kuş alınır ve birkaç dakika yalnız uçurulduktan sonra
yere kümes önüne birkaç kuş salınır. Uçan kuş bunu fark ettiği an diğerlerinin
yanına yere inmeye deneyecektir. Fakat daha evvel havada fışkırmayı öğrendiği
için, ilk etapta inmekte zorlanacak ve defalarca kendini dikey yükseğe çekerek
takla atacaktır. Böyle kuşları hava fişeğini mükemmelleştirene kadar sadece tek
uçurmak gerekir.
Bunların
aralarında bazıları sefere girdikten sonra dikey fışkırırken kendi eksenlerinde
bir burgu gibi dönerek ve takla atarak yükselirler. Bu ırkı temsil edenlerden
bir kaçı fışkırırken 10-15 takla atabilir, fakat bu esnada yükseklik
kazanamazlar. Türklerde geçerli olan, takla kendini ne kadar çok yükseğe
çekerse o kadar da değerlidir. İyi kuşlar genelde 20 ile 50 m yükseklerde
uçarlar. Uçuş süresi antreman ve hava koşullarına göre 10 dakikadan 5 saate
kadar uzayabilir.
Uçuş süresi
en az 1 saat, en fazla 1,5 saat olmalıdır. Bu süre aşıldığı an uçan kuş için
yorucu ve yetiştirici için de sıkıcı olabilir, dahası üzücü, çünkü kuş inemediği
için, olmaması gereken yere basabilir ve eğer sahibi kuşa önem veriyorsa onun
içinde kuşun inmesini beklemek kaçınılmazdır.
Mümkün
oldukça uçuş deneyimi başarılı olan kuşlar damızlığa alınmalıdır. Türkiye´de
genelde 2 ve 3 yaşına gelen, uçuşları başarılı bulunan ve hayatlarının baharında
olan kuşlar damızlığa alınır. Mümkünse tüy değiştirme zamanında kuşlar
uçurulmamalı, kendinizde üzüntüyü ve kuşlarda acıyı önlemiş olursunuz. Eğer
Taklaların rahat tüy değişimi beklenirse, onların uçma yetenekleri de artar.
Ekim 1991 de
her zaman olduğu gibi tatilimi yine Türkiye de geçirdim. 4 haftalık iznimin
sadece 2 haftasını evde yakınlarım ile geçirdim, diğer 2 hafta güvercin
ırklarını tanımak ve yetiştiricilerden bilgi edinmek için yollarda geçti. Bu
ırkı çocukluğumdan bu yana tanımama rağmen, benim için cevaplandırılmasını
beklediğim daha bir çok soru vardı. Bu yüzden arkadaşım Talih Eroğlu ile Ankara
dan 60 km uzakta bulunan Kırıkkale ye gittik, çünkü birkaç yıl önce arkadaşım
Talih vasıtası ile onun arkadaşı Halil den bu günkü elimde bulunan
damızlıklarımı edinmiştim.
Takla düşkünü
ve kamyon şoförü olan ve kamyonu ile Türkiye´nin bir çok yerini gezen bir
yetiştiriciden, artık sadece Kırıkkale de takla yetiştiriciliğinin baharının
yaşandığını öğrendik. Bu tavsiye ve kuşçu arkadaşımız Halil in daveti, Kırıkkale
ye gitmemiz için yeterli bir sebepti. Halil ve Talih daha evvelden arkadaş
olduklarından dolayı çok içten ve güler yüzlü karşılandık.
Halil
arkadaşlarına bizim geleceğimizden bahsettiği için, bekleniyorduk. İlk önce
Halil in kuşlarını incelemeye aldık, bunlar bir apartmanın bodrum katında
yetiştiriliyor ve buradaki pencereden dışarıya çıkıp yine içeriye
girebiliyorlardı. Taklaların bu 1 metre yüksekliği olan bodrum penceresinden
gidip gelmeleri doğrusu beni şaşırtmıştı. Tam bu pencerenin üzerine bir balkon
denk geliyordu ve taklaların buradan havaya fışkırmaları imkansızdı ve bu yüzden
rahat girip çıkıyorlardı. Düşüncem, niyet ve istek insanı muvaffak kılıyordu. Bu
koşullarda, böyle yetiştiriciler olmasaydı, bizler damızlıkta nerelere
varabilirdik?
Daha öğleden
önce arkadaşımız Sabri yi ziyaret ettik, vardığımızda kuşları salık vaziyette
yerde geziniyorlardı. Takla üzerine olan uzun bir görüşmeden sonra Sabri kendi
yetiştirmesi olan bir kuşu uçurmak istiyordu ve bizlerde tabi o anı
sabırsızlıkla bekliyorduk. Öncelikle bütün sürüyü kümese sokup, genç bir erkeği
eline alarak, onu yere bıraktı, hafifçe ona değnek ile dokunup dikey havaya
doğru yükselmesini sağladı. Genç kuş ilk taklasını atmadan önce, sesli ve dikey
bir şekilde kendini ortalama 20 metre kadar yükseğe çekti ve ilk taklasını attı,
bundan sonra tekrar takriben 15 metre fışkırarak ikinci taklasını attı. Tahmini
zor olan yaklaşık 35-40 metre yüksekliğe ulaştığında, yüksekte dairelerini
çizerek, neredeyse her üç dakikada bir, bu arada yere salınan diğer kuşların
yanına kanatlarını bir doğan gibi kapatarak sıkıp geliyordu. Pike yapıp yere
yaklaştığı an aniden durup takla vurup ( buna taban takla denir ) sert ve sanki
bir makineli tüfek sesini andıran kanat sesi ile sadece üç takla ile havaya
fışkırıyordu.
Bu uçuş
stili yaklaşık bir saat kadar tekrarlandı, ta ki diğer yerdeki kuşların yanına,
tek bir takla ile inene kadar. Her defasında kanatlarını kapatarak yere 50
santim kadar yaklaştığında, her an yere basacağını düşündüğüm an bile kolaylıkla
oynayarak yukarı fışkırıyordu. Bir çok kere güzel uçanlara tanık olmuştum, fakat
bu kuşun uçuşu gibi beni hiç biri büyülememişti. Böyle bir yüksekliğe taban
takla vurarak ve fışkırarak çıkmayı başaran taklalar çok değerli ve paha
biçilmezdir. Bunlar mücevher gibi özel kasalarda muhafaza ediliyordur.
Öğlenden
sonra hep birlikte daha yükseklerde bulunan bir bölgeye gittik, burada kuşçu
arkadaşımız Ali Rıza´nın 5 dönümlük arazisi bulunuyordu. Kendisi halen
koyunlarına ağıl yapımıyla uğraşıyordu. Bizlere bu bölgeye yerleşmesinin
nedeninin sadece taklalarını rahatlıkla uçurup yetiştirmek olduğunu anlattı.
Daha sonra onunda Almanya´da yaşadığını ve burada da takla beslediğini öğrendik.
Kümesi 150 santim kadar dahi yüksek değildi ve kerpiçten yapılmıştı. Çok basit
yöntemlerle kuş bakıyor, yani yere yerleştirilerek meyve sandıklarından yapılmış
yuvalıklar gibi. Fakat onunda damızlıkları dikkat çekiciydi.
Öğleden sonra
geç bir vakit Yahşiyan köyüne ulaştık ve uzun süren bir aramadan sonra oranın
takla yetiştiricisini nihayet bulduk. Bize şuradaki sokağın yanındaki boş alanda
onu beklememizi söyledi. Birkaç dakika sonra kendisini dar bir aradan elinde
değnek ile kuşları kuzu gibi boş alana doğru sürdüğünü gördük. Böyle sinide hiç
görmemiştim doğrusu, çünkü kuşların uçurulduğu bu boş alandan evi ve kümesi en
azından 50 m kadar uzaktaydı. Kuşlarının uçuşu diğerlerininki gibiydi, sadece
kuşların bazılarında üçüncü bir kuşak mevcut ve gözdeki iris rengi dikkat çekici
koyu sarı tonlardaydı, bunlar oradaki kuşları daha değerli kılıyormuş. Uzun bir
söyleşiden sonra kuşlarını tekrar geldiği yoldan kümese geri sürdü. Hislerim
bana, eğer insan bu ırka değer veriyorsa, her türlü şartlar altında, istenilirse
bu ırkın uçurulabileceğini söylüyordu. İtiraf etmeliyim ki, sadece burada
bulunan bu boş alana taklaları alıştırıp uçurmak bile dahiyane bir fikirdir.
Ertesi gün
sabah erkenden kuşçu arkadaşımız Yaşar ı ziyaret ettik. Kümesinin önünde sert
bir köpek bağlıydı. Kimse bu avluya habersiz giremez diye aklımdan geçti, çünkü
yapılan kuş hırsızlıkları malumunuz. Yaşar namlı bir erkeği eline alır ve
ayaklarımızın önüne bırakır ve bu yerde arka arkaya üç takla atarak gösterisini
tamamlar ve gururla dolaşır. Yaşar bizlere bu gururlu kuşu kupaya uçurduğunu ve
birincilik elde ettiğini söyler ve oradaki arkadaşlarda bunu doğrular.
Kırıkkale´deki kuşçular her sene kendi aralarında kupalı yarışma düzenlerler ve
burada büyük paralar döndüğü söylenir. Bu büyük paralara yarışabilmek için önce
kendine ve sonra kuşlarına güvenmek gerekir ki ziyaret ettiğimiz her kuşçu için
bunu söyleyebiliriz.
Uzun süren
muhabbet ve konuşmalardan sonra yinede bazı sorularım cevapsız kaldı, bunları
artık kendim cevaplamam gerekecek, çünkü hiçbir yetiştirici sırlarını
vermemişti.
En son bütün
Takla ve Mardin yetiştiricilerine ve olmak isteyenlere seslenmek istiyorum:
Hedefimiz sefere gelip fışkıran kuşlar olmalı, bizlere yüzyıllardan beri doğru
geliştirilerek bahşedilen bu ırkımızı yanlış Uçuş Özellikleri ile tanıtmak ve
bununla beraber yok etmek olmamalı!
   
|