|

İzmir Yazarı: M.Sait
İLHAN
BARİŞ (AŞİTİ) SAVAŞ (ŞER)
Altı aylık bir aradan sonra tekrardan
Merhaba arkadaşlar.
Neden yazıp yazmadığıma değinmeyeceğim çünkü kendimce haklı
sebeplerim vardı.
Evet bu yazımdaki konum Barış ve savaş üzerine bir şeyler
karalayacağım
Başlarken değerli dernek başkanımızın şunu notuna değinmeden
edemeyeceğim
( arkadaşlar biz yazı yazarken güzellik yarışmasına katılmıyoruz.ve
de kendimizi beğendirme peşinde değiliz.köyümüz ve köylümüz için
kendi aramızda yazıyoruz.)
çok güzel demişsin başkanım buradan saygılarımı sunarım.
Maalesef şuanda ülkemizin bulunduğu durum içler acısı ve bunun baş
sorumlusu da başımızdakiler o başımızdakiler
kendi oylarımızla seçip tepeye gönderdiklerimiz bizi iç savaşa
sürüklemektedirler.
Öyle ki önlerine altın tepside sunulan barışı ellerinin tersiyle
ittiler kandil ve mahmurdan gelen barış elçilerini bile geri dönmek
zorunda bırakanlar
ancak savaş zihniyetinde olan ve silahtan yana olanlardır.
Şuan bulunduğumuz durumu ancak bu sözler anlatır.
Bir ülke var uzaklarda, canına ot tıkanan, halkı bağırıyor kurtulmak
için. Var gücüyle
ama yukarıdakilerden duyan yok sesini. Çünkü ülkeyi yönetenler
kavgalılar birbirleriyle
kıyasıya. duymuyorlar çığlığı. Duymak
istemiyorlar.
Bir ülke var yakınlarda, acze düşürülmüş. Herkes bir taraftan
tırtıklıyor. Halkı birbirine düşürüyor İnegöl ve Dörtyol olayları
bunun göstergesi.
Yürü ya kulum emrini alanlar, hortumcular düzenbazlar hırsızlar,
savaş çığırtkanları,gemi azıya almışçasına semirdikçe semiriyorlar
ülkeyi.
Uyu uyu yat uyu diye başlattılar önce gazel okumaya. Sonra
bildiklerimizi unutturdular bir bir. İmeceyi de yardımlaşmayı da
biliyorduk türküyle, kürdüyle,
alevi ve sunisiyle unutturdular bize iyilik yerine kötülük yapmayı
barış yerinede savaş yapmayı öğretiyorlar. Bizi keneyle kuş ve domuz
gribiyle korkutarak türlü sanal gündemlerle uyutarak gerçeklerden
uzak tutan Onlarca kanal
aynı frekanstan yayına başladılar.
Ormanlarımızı yakmakla dağlarımız her gün bombalamakla doğayı
ekranlarda yaşamağa mahkum edildik koca şehirlerde Saldılar bizi
cayır
cayır yanan asfalt serili beton yığınlarına Kendi işimizden
köylerimizden vazgeçip temizlikçi,
olduk dört bir koldan. Büyük şehirlerde hepiniz biliyorsunuz en ucuz
Kira 400 asgari ücret 600 tüketemedik harcamakla yan gelip yatmakla,
memleket sevmek eşanlamlı oldu fidanlar düştükçe toprağa,acımız ağıt
oldu arş\'a yükseldi sesimiz duymadılar ama
başımızdakiler yamalı bir anayasa paketiyle karşımıza referandum
adıyla çıkıyorlar.
Aslında bizler ülke halkı olarak bir arada yaşamayı da biliyorduk
birlikte mücadeleyi de işgal yıllarındaki mücadele azmiyle Çanakkale
ruhunu yaratanlar biz değimliydik?
Bozdular birliğimizi, bozdular dirliğimizi.
Güçlüydük, iriydik, diriydik, nifak soktular aramıza. Savaş
çığırtkanları 12 eylulde karşımıza çıkıyor. Evet şimdi söz hakkı
bizim herkes için hayırlısını dilerim
Haydi selheliler he beraber savaşa son barışa merhaba diyelim
çekememezliğin kibir ve kıskançlık olmadığı birlik beraberlik ve
dayanışma ve ortak bir hedefimizin
olduğu bir selhe için ele ele….
Ekleme Tarihi 31:07:2010
Yorumları Yazabilirsiniz
FARK VAR
Herkese
merhaba arkadaşlar Aslında yazı yazmamayı duşunuyordum ama yogun
isteklere ve ısrarlara dayanamadim.Biz kürtler olarak Türklerle
Farklı yerlerde doğmuş, farklı ortamlarda
büyümüş ve yetişmiş olabiliriz...Oynadığımız oyuncakların farklılık
göstermesinin mümkün olduğu gibi, ailemizden ve çevremizden
aldığımız terbiyede farklılık gösterebilir...Okuduğumuz okulun özel
kolej, yahut zengin semt ya da varoş mahalle okulu oluşundan veya
öğretmenlerimizin kalitesinden, aldığımız eğitimlerde farklı
olabilir...(gerçi
kalite hep onlardan yana olmuştur. onlar son model elektronik
oyuncaklara oynarken biz çelik çomakla,onlar özel kolejlerde okurken
biz birleştirilmiş sınıflarda derslerden ve okuldan hep kaytaran
öğretmenlerele) Gerek çocukluk ve gençlik
dönemlerimizde, gerekse şimdiki günlerimizde, dünyaya bakışımızdan
tutunda, hayallerimize kadar bir çok farklılıklar olabilir...Öyle ya
da böyle, büyümüş, belli bir yaşa gelmişiz. Farklı cinsiyetleri
temsil ediyor ve bir çoğumuz farklı isimlerle çağrılıyoruz bugün
ama, temelde biriz...Çünkü biz, hepimiz, her şeyden önce
insanız...Ve elbette ki bildiklerimizden çok bilmediklerimiz,
gördüklerimizden çok görmediklerimiz var. Yaşlarımızın ilerlemesine
rağmen, bilmiyor olmamız yeterli mazeret olmamakla beraber, şükür ki
hak etmediğimiz bir ceza ile karşı karşıya kalmamıza da neden değil
en azından. Çünkü buyurulmuş ki; “Kişi ancak bildiklerinden
sorumludur...”
Başbakan Erdoğan’ın
‘Demokratik Açılımı’ anlatırken adından söz ettiği, ‘Halepçe, Hazal
dediğinde gönül dünyamızın derinliklerine dalıyoruz’
cümlesi
ile yaptırımı arasındaki farka göz atalım
ıÜüAhmet
Türk
Diyarbakır hapishanesinin zulmünden,
işkencesinden çıkmış biri… Yıllarca işkencede kalmış biri elini
uzatıyor, barış diyor, dostluk diyor, sorgulamıyor, buna bile değer
vermiyorlar.
adamı
siyasetten men ediyorlar.
Başbakan
önce 'Kürt sorununu düşünmezseniz yoktur' dedi. Sonra
'Kürt
sorunu
benim de sorunumdur' dedi. En sonunda
'Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır'
dedi. Önce 'vatandaşlar düşüncelerini açıklarken hiçbir şeyden
korkmamalıdır' dedi, sonra yürüyüş yaparak düşüncelerini
açıklayanlara kadın da olsa çocuk da olsa 'gereğini yap' dedi.
'TRT-Şeş bı xer be' dedi, anadilde konuşan Sayın Ahmet Türk'ü
'Meclis'ten atın' dedi. 'Bu vatanın 780 bin kilometre karesi bütün
farklılıklarımızla hepimizindir' dedi, sonra da 'beğenmeyen çeksin
gitsin' dedi. Önce 'Kürtçe açılım' dedi, sonra 'demokratikleşme',
sonrasında 'Milli Birlik' en sonunda da 'tasfiye projesi' dedi.
Bütün bunları aynı başbakan aynı parti gerçekleştirdi. Gerçek durum
budur işte.
Şimdi
üzerimize düşende önce biz kürt halkı olarak sonrada kürt halkının
ufak bir birimi olan selheliler olarak kendi değerlerimize sahip
çıkmak ve onların yarattığı farkı kendi imkanlarımızla kaldırmak ve
gerçekten onlardan farklı olduğumuzu ispatlamak
Haydi
selheliler hep beraber farklı olduğumu gösterelim
çekememezliğin kibir ve kıskançlık olmadığı
birlik beraberlik ve dayanışma ve ortak bir hedefimizin olduğu bir
selhe için ele ele….
Ekleme Tarihi 03:02:2010
EDİ BESE
Değerli selheliler bakın sitemizdeki okuyucu
yorumları benim için
değerlidir. Çünkü orda benim insanımın, benim ırkımın, benim
köylümün, yorum ve eleştirileri mevcuttur. İnsan ister ki orda
oradaki yorumlar belirli düzeyde olsun eleştirmeyin demiyorum ama
karalamayın lütfen.
Biraz kendimizi aşalım geniş
düşünelim insanoğlu Mars'a robot gönderirken biz hala
nelerle uğraşıyoruz bunu bir kendimize soralım lütfen. Ziyaret
defterindeki şu patavatsızca yorumları yazan arkadaşlar bir
kendinizle hesaplaşın lütfen inanın sizlere yönelik yazayım diye
biraz öğüt vereyim diye normal yazmayı düşündüğüm yazıları
yazamıyorum yeter artık kafalarımızı dar çerçeveden çıralım zamanı
geldi çünkü selheliler olarak bu durum bize hiç yakışmayacak şeyler.
Yani O kadar da olmayacak bir şey değil. Güzellikler düşünmek hayal
etmek ve hayallerinin peşinden gitmek insanoğlunun kaderidir. Fakat
bizler nedense hep aşağılamayı kötümsemeyi bir eleştiri sayıyoruz.
Güzelliklerimizin önüne çıkan engeller bizi vazgeçirmemelidir. Bunun
için de bu engellerin ve mahiyetlerinin farkında olmamız gerekir.
Bakın İstanbul’da kurulan bir tane derneğimiz var ne güzel bir şey
herkes bize gıpta ile bakarken bizler kendi içimizde birbirimizi
çekiştiriyoruz. Engelleri tanımak bize çözüm yollarını da
açacaktır, tıpkı teşhisin tedaviyi belirginleştirdiği gibi. Gelin
hep birlikte, güzelliklerimizin gerçekleşmesine izin vermeyen bu
engelleri inceleyelim, öğrenelim ve aşalım.
Allah aşkına bırakın bu maymun iştahlılığı, ne
istediğini bilemezliği, belli bir hedefe odaklanamamayı, bunların
hepsi insanın kararsız olmasından kaynaklanır. İnsan bu aşamada
kendi içine dönüp gerçekten ne arzuladığını, geleceğini nasıl görmek
istediğini sorgulayarak kendine değişmez hedefler koymalıdır.
Gideceği yönü bilmeyen bir kaptan, yerinde kalıp gemisini çürütür.
Evet, selheliler olarak bizlerde var olan bir çekememezlik veya
aşağılama kompleksi mevcut bize layık olan yani selhelilerin olması
gerektiği gibi konuma ulaşmak ancak kendimize
inanarak, özgüvenimizle mümkündür.
Yani içimiz deki
Aşağılık duygusunun hedeflerimize ulaşmamızı engellediği gibi,
kibirlenmek de insanı yarı yolda bırakır, bizde bırakalım bu
kibirlenmeyi bakın dernek önümüzde güzel bir örnek birlik
beraberliğimiz pekiştirelim lütfen. Kibir, insanın yaptıklarıyla
aşırı derecede gururlanmasını ve yaptıklarını mutlak doğrular olarak
görmesini netice verir. Tamam, geçmiş zamanda konumuz farklı
olabilir. Belki köyün ileri geleniydiniz, muhtar veya köyün
paşasıydınız ama bugünkü konumuz ve şartlardan dolayı eskinizle ki
birlenmeyi bırakın çünkü; Burnu havada olan kimse önündeki çukuru
bile göremez. İnsan hedeflerine doğru yürürken sürekli bir muhasebe
içinde olmalıdır, gerçeklikten ve doğrulardan uzaklaşmamalıdır.
Birisinin tavsiyesine kulak asmayı ve söylenenleri sorgulayıp alçak
gönüllülükle hareket etmesini bilmeliyiz. O yüzden hiçbir şey
yapmadan bir şeyler elde etmek imkânsızdır. Allah aşkına geniş
düşünün ve şunu unutmayın ki Allah başka hiçbir ayrım yapmaksızın
sadece çalışanlara verir. Selheliler olarak beli hedeflerimiz olmalı
eyer hala yoksa kendi içimizde çekişiyorsak yazık! İnan yazık
bizlere Hedefe doğru yürümenin anlamı zorluklardan geçmek, çalışmak,
ter dökmek, yorulmaktır. Tembellikte çare arayanlar başarı tohumunun
yeşermesini, birlik beraberlik rüyalarının çiçeklenmesini
güzellikler içinde hep beraber dayanışma içinde yaşamayı asla
göremeyeceklerdir. Hedefe Ulaşmak istiyorsak çalışmaya mecburuz.
Hedefimiz birlik, berberlik ve dayanışmadan başka olmamalıdır.
Değerli selheliler
benim insanım, benim ırkım, benim köylüm, benim kanım ve benim
canlarım lütfen
birlik, berberlik ve dayanışmamıza ve hedeflerimizin önünde birer
set gibi duran, çekememezlik kibir ve kıskançlıklarımızdan arınalım
ve hepsinin başlangıcı ve çözümü içimizde olan bir sürü olumsuz
duygumuz vardır. O kötü duygularımızdan da arınalım. Aslında bu
duygularımızı tanıma adına attığımız her adım bizi hayallerimize ve
hayallerimizde aradığımız mutluluğa daha da yakınlaştıracaktır.
Hayaller peşinden giderken karşımıza çıkacak engellerden
çekinmemeli, onların ruhumuzu felç etmesine izin vermemeliyiz. Yunus
Emre’nin bu sözünü her zaman aklımızda tutalım: “Dağ ne kadar yüksek
ise yol onun üstünden aşar.”
Haydi selheliler he
beraber edi bese diyelim çekememezliğin
kibir ve kıskançlık
olmadığı birlik beraberlik ve dayanışma ve ortak bir hedefimizin
olduğu bir selhe için ele ele….
İzmir Yazarı: M.Sait
İLHAN Tarih
:14:12:2009
Yorumları Yazabilirsiniz
|
|
SELHELİLER
Son iki hafta baya
izledim siteyi, okudum, düşündüm bir de cevap mesajı bırakmak
istedim.
Okuduklarımın çoğu üzdü beni, çoğu da
sevindirdi Kimi yazanlarda sevinç yer alıyor. Kimisinde birkaç
kişiye misilleme olarak yazılmış yazılar ve buna odaklı karalamalar.
Kimileri karalama kampanyaları, başlatmış gibi görünüyor. Başarının
çekilememesi. Yada konumumuzun hazmedilememesi. Bazılarını belli ki
kötü etkisi altına almış hatta ve hatta hastalık durumunu almış
görüyorum hastaların, sağlığını tez vakitte geri kazanmasını
dilerim…
Nedir arkadaşlar bu çekememezlik ? Nedir
bu kıskançlık ? Soruyorum size… Nedir bu karalama kampanyası şimdi
birincisi, bizler her şeyden önce insanız. İnsana insan gibi
davranmak neden bu kadar zor görünüyor anlamıyorum, yoksa bazıları
aşağılamayı çok mu seviyor?
Bakın Site bence
ciddi bir şeydir... Ve burada hiç kimseye hak edilmeyen hakaretler
yazılıyor, çiziliyor. Sizler birer selheli olarak kendinize
yakıştırıyor musunuz? Yakıştırıyorum diyeniniz varsa bence
rumuzlardan değil de bilinen gerçek isimleriyle yazma cesaretine
varsın.
Bir arkadaşımızın
veya toplumun veya sülalenin yahut bir oluşumun başarısını
çekemeyenler, hemen karalama kampanyaları başlatıyor ki insanımız bu
arkadaşımızın veya toplumun veya sülalenin yahut bir oluşumun
başarısını takdir edip gurur duyacağı yerde, yerden yere vuruyor,
aşağılama yolunu seçiyor. Bu arkadaşlara şu atasözüyken cevap verme
gereği görüyorum bükemediğiniz eli öpeceksiniz…
Başka insanlara veya
toplumlara baktığımızda birbirlerinin başarısıyla nasılda övünüp
gurur duyuyorlar.Şimdi ben bundan şunu çıkardım ki, başka milletler
en ufak bir şeyi bile (saçma sapan olsa dahi) büyük bir başarıdan
ayırt etmeksizin, göğe çıkarırken, neden bizim insanımızda en büyük
başarıları çekemeyip, karalamaya çalışıyorlar..Yollarına taş koyup,
çelme takılıyor..
Ziyaret sayfasına
bakmak istedim ki yine üzücü şeyler söylenmiş çizilmiş. Sitemizde
gözle görülür bir başarı var, bu bariz ortada. Ama gelgelelim ki,
nerdeyse her hafta uğraşanlar oluyor bu siteyle neden diye sorsam
eminim ki cevap vermezler.
Sitemizi veya
bizleri çekemeyen insanlar kendi acizliklerini ancak rumuzların
arkasına sığınarak saklayabiliyorlar.
Değerli selheliler
özellikle bu tür yazılımda bulunanlar ayıptır, günahtır.
Bakın büyük olmak" 20 yaşındaki bir insandan
bir yaş büyük olup, 21 yaşında olmak değildir. Veya küçük olmaz
sizlerin aşağılamasıyla karalamasıyla küçülmeyiz. Büyük olmak "büyük
görmek ve büyük davranmaktır" Bırakalım bu yersiz söz düellolarını
lütfen, hele bir de o hakaretlere yorum yazan arkadaşları hiç
anlamadım bir türlü, hem olayın iç yüzünü bilmediklerini söylerler
hem de onlarda ağza alınmayacak sözler sarf ederler
Hani derler ya Ateşi söndürmek için kibrit
çakılmaz.. Laf lafla uzatılıp kısalmaz. Bence bunlara cevap vermemek
en güzel cevaptır.
Ne oluyor selheliler
Bizler bu olamayız.. Bir anlık öfkenin, saygısızlığın bedelini belki
de ömür boyu çekebiliriz. Ben bir türlü şu sanal sözünü sevemedim
gitti, tamam burası bir site kimin ne olduğu belli değil özgür bir
ortam ama bence burada hiçbir şey sanal değildir. Karşıda eğer bir
insan varsa bu sanal değil gerçeğin ta kendisidir kanımca burada
yazılan bir yorum bile olsa bazen insanı
rahatlatabiliyor.Yorumlarımızı yazarken biraz düşünerek yazalım. Bir
insana "insan" olarak gereken değeri vermezsek, insanlıktan nasibini
almamışlardan sanır herkes…
Haydi
selheliler çekememezliğin olmadığı birlik beraberlik ve dayanışmanın
olduğu bir toplum için ele ele…
İzmir Yazarı: M.Sait
İLHAN Tarih
:20:11:2009
AŞİTİ, BARİŞ SÜLH
Barış kelimesi her dilde ayrı bir güzel
köyümüzün isminin içinde dede geçen bir kelime olduğundan mı bilmem
çok sevdiğim bir kelimedir. Son günlerde çok gündemde olan bir
kelime oğlundan yazıma konu yapmak gereği duydum. Kelime anlamı:
genel anlamda düşmanlığın olmaması anlamında kabul görülür. Başka
bir anlatımla kötülükten, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş, uyum,
birlik, bütünlük, sükûnet, sessizlik, huzur içinde yaşamak olarak da
tanımlanabilir.
Gün
yıllardır barışa ve huzura muhtaç Ülkemiz insanlarına özlenen barış
ve kardeşlik iklimini getirmenin günüdür. Dünyada ve Ülkemizde
yıllardır süren, binlerce cana mal olan, ülkenin kaynaklarının heba
edilmesine sebep olan, kardeşi kardeşe düşman yapan bu çirkin
savaşın ilk defa bitirilmesi için ciddi adımlar atılmış
bulunmaktadır tahminimce atılmaya devam edecektir. Gün Derin
güçlerin hegemonyasının kırılması, çete ve karanlık odakların
deşifre edildiği bu ortamda barış şarkıları söylemenin hayal
olmadığı gündür. Ama yine de kandan beslenen, kargaşa ve karanlık
ortamlarda pineklemiş savaş tamtamcıların pis kargaların
kışkırtmalarına dikkat edilmeli bu sürecin akıp gitmesine müsaade
edilmemelidir. Irk, dil, din farkı gözetmeksizin tüm insanlarımız
için gerçek demokrasi için gelin hep beraber elimizi taşın altına
koyalım, gelin hep beraber artık yeter diyelim. Bu hem bizim için
hem çocuklarımızın geleceği için geç kalınmış bir feryattır.
Bazılarının En sevdiği şey cenaze törenleridir biliyorum ama
inşallah bu artık son bulacaktır. Cenaze törenleri yerine düğün
derneklerde buluşacağız.
Gün "Dünyamızın
bin yıllardır yaşadığı acı savaş tecrübelerine rağmen, bu gün hala
çeşitli bölgelerde kanlı çatışmalar devam etmekte, her gün yüzlerce
insan savaş, terör, şiddet eylemleri nedeniyle hayatını
kaybetmektedir. Çeşitli ülke ve bölgelerden silah sesleri gelmekte,
insanlar hayatlarını kaybetmekte, doğdukları toprakları terk etmeye
zorlanmakta, bombalar patlamakta, insanlar kaçırılmakta, masum
insanlar sorumlu olmadıkları çatışmaların bedelini ağır olarak
ödemektedirler. Yıllardır çatışmaların ortasında kalan savaş yorgunu
halk acilen barış istemektedir. Bizler ve dünya için doğan bu
fırsat trenine binmemiz gerektiği kanaatindeyim İnsanların sağlığı,
eğitimi, geçim ve barınması kısacası refah ve mutluluğu için
harcanması gereken milyarlarca dolar paralar maalesef insanların
açlığı, sefaleti hatta yok olması için harcanmaktadır. Barışın hem
ülkemizde hem de tüm dünyada egemen kılınması, demokratikleşme ile
insan hak ve özgürlüklerinin mikro düzeyden makro düzeye kadar
insanların ve toplumların hayatlarına egemen kılınması ile sağlaya
bilme günüdür.
Biz selheliler
dünya üzerinde ufak bir toplum olarak barışının sağlanmasının
ülkemizde ve dünyada barışın yaygınlaşmasına kendi çapımızda önemli
katkıları olacağına inanıyorum. Demokratik endüstriyel ilişkiler
sistemi içinde, emeklerinin karşılığını alabilen, insanca bir yaşam
ücretine sahip, sosyal güvenceleri ve sosyal hakları bulunan,
sorunları diyalogla çözme yolunu seçen çalışanların, barış içinde
yeni bir dünyanın imarında önemli rol oynayacaklarının
bilincindeyim. Başta selheliler olmak üzere ülkemiz ve dünya için
barış özlemimizi bir kez daha dile getiriyor, silah seslerinin,
açlık ve zulümden neşet eden feryat ve ebediyen silinmesi
dileklerimle…
Haydi, selheliler
barış için el ele…
Not: lütfen
eleştiri ve yorumlarınızı buradan yapın başka köşelerden yapmayın
başka yerde yapılan yazılımlar cevap bulmayacaktır.
İzmir Yazarı: M.Sait
İLHAN Tarih
:02:11:2009
ÇEKEMEZLİK
Saygı değer selhe halkı ve değerli site iştirakçileri MERHABA bu yazımda
değinmek istediğim konu; ÇEKEMEZLİK. Bunun sebebi sitede MİDYAT VE BARİŞTEPE
KÖYÜ SON DAKİKA VE BİLGİLENDİRME HABERLERİ konu başlığı adi altında yazılan
nahoş ve söz dalaşına sebep olan yazılımlardır. Öncelikle sitedeki konu
başlığından dan anlaşılacağı üzere orası bir tartışma forumu değil bir haber
başlığıdır. Bir birimize destek olacağımıza köstek oluyoruz. Yazılarını
beğenmediğimiz ya da beğenmediğiniz yazarları kendi köşesinde eleştirelim lütfen
ben şahsen her türlü eleştiriye açığım diğer arkadaşlarında aynı fikirde
olduğuna eminim site için eleştirilerinizde lütfen sitenin ZİYARETÇİ DEFTERİ’NE
yazalım konuma geçiyorum.
Bütün duygular arasında insanı sevgi ile çekememezlik kadar saran, büyüleyen bir
duygu daha yoktur. Her ikisinde de ateşli istekler ağır basar; ikisi de düşlere,
kuruntulara kapılmaya her an hazırdır; ikisi de, özellikle, yöneldikleri şey
karşısında hemen göze batarlar. Biz selheliler olarak kuruntulara kapılmayalım
kendimizi geliştirip dayanışmamızı artıralım. Kimilerinin gözlemlerine göre,
çekemeyen bir gözün kötü etkisi, çekilemeyeni en büyük ün ile utkuya ulaştığı
anda yaralar, üstelik çekilemeyen kimsenin ruhu da en çok böyle anlarda iyice
dışa vurur, kötülük oklarına açık olur.
Ama şimdilik, yeri gelince polemiğe maruz kalan arkadaşlarıma ithaf en, kimlerin
başkalarını çekememeye yatkın olduğunu, en çok kimlerin çekememezliğe
uğradığını, kişisel çekememezlik arasındaki ayrımı ele alalım.
Kendi değeri olmayan bir insan başkalarının değerini hiçbir zaman çekemez, çünkü
insan gönlü, ya kendi üstünlüğü ya da başkalarının kötülüğü ile beslenmek ister,
bunların birinden yoksunsa ötekine dayanmak zorunda kalır, bir başkasının üstün
değerine ulaşmak umudunu yitirince de, o kişiyi bulunduğu yüksek yerden aşağıya
çekmekle bir eşitlik kazanmaya çalışır.
Her işe karışan, her şeyi soran kurcalayan bir adam, çoğunlukla başkalarını
çekemeyen bir adamdır, çünkü başkalarının işlerini öğrenme çabası, öğreneceği
her ayrıntının kendisini ilgilendirdiğinden dolayı değil, olsa olsa başkalarının
yaşamını gözlemekten bir oyun tadı duymasındandır. Kendi işine gücüne dalmış bir
kimse, çekememezlik duymaya pek fırsat bulamaz, çünkü çekememezlik aylak bir
tutkudur, sokaklarda gezer durur, evde oturmaz:
Büyük bir soydan gelen kimseler, yeni yükselenleri çekemezler; böyle bir durumda
kendileriyle yeni yükselen kişiler arasındaki uzaklık değiştiği için, sanki bir
göz yanılmasına düşer, başkaları yükselirken kendileri alçalıyor sanırlar.
Çolaklar, hadımlar, yaşlı adamlar, başkalarını çekemezler, çünkü kendi
durumundaki bozukluğu düzeltemeyen kimse, başkalarını küçültmek için elinden
geleni geri komaz; ama bu özürler kahraman yaradılışlı yiğit bir kimsede olursa,
böyle bir adam, bir hadım ya da bir topal şu şu işleri başardı, mucizeler
yaratarak ün kazandı desinler diye bu doğal eksikliğinden kendine bir onur payı
çıkarır.
Başlarına gelen mutsuzluklardan yıkımlardan sonra yükselmiş kişiler de böyledir.
Çağlarına küsmüşlerdir artık, başka insanların uğradığı zararları kendi
çektikleri acıların karşılığı gibi görürler.
Kendini beğenmişlikten, uçarılıktan, dolayı her alanda yükselmek isteyen
kimseler de başkalarını hiç çekemezler, çünkü bunlar yükselmek istedikleri kimi
alanlarda kendilerinden üstün birçok kimse çıkacağından, çekememezlik için her
an bir gerekçe bulabilirler kıskanırdı, çünkü kendisinin de onların alanında
yükselebilecek yetide olduğuna inanırdı.
Son olarak, yakın akrabalar, iş arkadaşları, birlikte yetiştirilmiş kimseler de,
akranları yükselecek olursa büyük bir çekememezlik duyabilirler; çünkü bu durum
kendi yetersizliklerini ortaya çıkarır, ne olduklarını ikide bir onlara
anımsatır, başkalarının daha çok gözüne batarlar, çekememezlik de söylentilerle
dedikodularla gitgide büyür. Kabil\'in, kardeşi Habil\'i çekemeyişi, kardeşinin
sunduğu kurbanın daha iyi karşılandığını hiç gören olmadığı için daha da çirkin,
daha da alçakça bir nitelikteydi. Çekememezliğe yatkın kişiler konusunda
söyleyeceklerimiz bu kadar. Buradaki çekemezlik bence sitedeki yazarlıktır. Ben
şahsen eleştiriye açık olduğum kadar, benden daha iyi bu işi yapabilecek
birileri göreve talip olduğunda Başkanın dediği gibi seve seve görevi devrede
bilirim.
Çekilemeyen değerli site yönetime ve yazarlarına ithaf en; Çekememezliğe az çok
uğrayabilecek kimselere gelince: yüksek değerde kimseler, ilerledikleri zaman
pek az çekememezlik uyandırırlar, çünkü hak ettikleri bir yere ulaşmış
sayılırlar; bir hakkın ödenmesine kimse sesini çıkarmaz, çekilemeyen daha çok
armağanlar, bağışlar, kayırmalardır. Sonra çekememezlik her zaman insanın
kendini başkalarıyla karşılaştırmasına da bağlıdır, karşılaştırmanın olmadığı
yerde çekememezlik olmaz, onun için kralları ancak krallar çekemez. Bununla
birlikte, değersiz kimselerin en çok ilk yükselişlerinde çekememezlik
uyandırdıklarını, sonradan daha kolay ilerlediklerini unutmamak gerekir.
Değerli, yararlı kimseler ise tam tersine, yükseldikleri yerde uzun süre
kalırlarsa çok çekememezliğe uğrarlar, değerleri bu süre içinde hep aynı kalsa
da eski parıltısını gitgide yitirmiş olur, o parıltıyı gölgeleyecek yeni adamlar
yetişir çünkü.
Soylu bir kandan gelenlerin yükselmesi daha az çekememezlik uyandırır, çünkü
doğuştan hak ettikleri bir şey gibi görülür bu. Ayrıca, yazgılarına da fazla bir
şey eklenmiş sayılmaz, çünkü çekememezlik güneş ışınlarını andırır; sırtlara,
dik yamaçlara, düzlüklerden daha kızgın vurur
Büyük sıkıntılarla, tehlikelerden üzüntülerden geçerek onur kazanmış kimseler
daha az çekememezlik uyandırırlar, çünkü herkes bu onura nice güçlüklerden sonra
eriştiklerini düşünür, onlara acır bile; acımak ise çekememezliği bile ortadan
siler. Ama bu ancak, insanların üzerine yüklenmiş görevlerde anlayışla
karşılanır, kendi istekleriyle el attıkları işlerde değil, çünkü hiç gereği
yokken alabildiğine büyütülmüş bir iş kadar çekememezlik uyandıran hiçbir şey
yoktur. Hiçbir şey de, yüksek görevdeki bir kimsenin, kendi yönetimindeki küçük
görevlilere bulundukları yerin hakları ile sorumluluklarını tam vermesi kadar,
çekememezliği azaltamaz, çünkü bunu yapmakla o yüksek görevli kendisi ile
çekememezlik arasına birçok koruyucu perdeler koymuş olur.
Çekememezliğe en çok uğrayanlar, yükseldikleri için çalım satan, böbürlenen,
büyüklüklerini gösterişle ya da bütün karşıtlarıyla yarışıp hepsini alt etmekle,
her an başkalarının başına kakmadan edemeyen kimselerdir. Oysa bilge kişiler,
çekememezliği önlemek için ara sıra özveriye katlanır, pek önem vermedikleri
birkaç işte karşıdakilere bile bile yenilir, altolular. Yalın, açık sözlü bir
davranışla dile gelen büyüklüğün, çalımdan böbürlenmeden uzak kalırsa, kurnazca
sinsi düzenlerden daha az çekememezlik uyandıracağı su götürmez bir gerçektir.
Böyle düzenlere başvuran kimse haksız yere yükselmiş gibi bir şeyler gizlemek
ister sanki kendi değersizliğini biliyormuş gibi görünür, böylece başkalarına
çekememezliği öğretmiş olur. Çekilemeyen değerli site yönetime ve yazar
arkadaşlarım lütfen bildiğin doğrulardan şaşmayın. Eleştirisi olanda buyursun
eleştirsin ama kırıcı olmamak şartıyla…
Bu bölümü de bir sonuca bağlamak istersek, baştan söylediğimiz gibi
çekememezliğin düşlerle, kuruntularla ortak bir yanı vardır, dolayısıyla
kuruntudan kurtulmanın yolu ne ise, çekememezlikten kurtulmanın yolu da odur; bu
da alışılmış deyimiyle, yön değiştirmek, kuruntuyu bir başkasının üstüne
çevirmektir. Bu amaçla, büyük adamların akıllıları her zaman, kendilerine karşı
duyulacak çekememezliği üzerinde toplayacak bir kimseyi ortaya çıkarırlar;
kimileyin bir görevli ya da uşak, kimileyin de iş arkadaşları, yardımcıları ya
da buna benzer bir başkasıdır ortaya sürülen. Bu iş için, bir göreve kapılanmak
bir yetki kazanmak uğruna her şeye katlanmaya hazır, ateşli, gözü pek kişiler
hiçbir zaman eksik olmaz.
Genel anlamda çekememezlik duygusuyla ilgili sözlerimde, bunun bütün duyguların
en tedirgini en sürekli olduğunu ekleyeceğim, çünkü öbür duygular ancak ara sıra
fırsat bulurlar, çekememezlik öteki ya da berikiyle boyuna uğraşır durur. Sevgi
ile çekememezliğin bir insanı çökerttiğini, öbür duyguların ise öyle sürekli
olmadıklarından zarar vermediklerini söylerler. Çekememezlik aynı zamanda en
bayağı, en aşağılık duygudur.
Haydi selheliler çekememezliğin olmadığı birlik beraberlik ve dayanışmanın
olduğu bir toplum için ele ele….
İzmir Yazarı: M.Sait
İLHAN Tarih
:23:10:2009
ÇEKEMEZLİK
Saygı değer selhe halkı ve değerli site iştirakçileri MERHABA bu
yazımda değinmek istediğim konu; ÇEKEMEZLİK. Bunun sebebi sitede
MİDYAT VE BARİŞTEPE KÖYÜ SON DAKİKA VE BİLGİLENDİRME HABERLERİ konu
başlığı adi altında yazılan nahoş ve söz dalaşına sebep olan
yazılımlardır. Öncelikle sitedeki konu başlığından dan anlaşılacağı
üzere orası bir tartışma forumu değil bir haber başlığıdır. Bir
birimize destek olacağımıza köstek oluyoruz. Yazılarını
beğenmediğimiz ya da beğenmediğiniz yazarları kendi köşesinde
eleştirelim lütfen ben şahsen her türlü eleştiriye açığım diğer
arkadaşlarında aynı fikirde olduğuna eminim site için
eleştirilerinizde lütfen sitenin ZİYARETÇİ DEFTERİ’NE yazalım konuma
geçiyorum.
Bütün duygular arasında insanı sevgi ile çekememezlik kadar saran,
büyüleyen bir duygu daha yoktur. Her ikisinde de ateşli istekler
ağır basar; ikisi de düşlere, kuruntulara kapılmaya her an hazırdır;
ikisi de, özellikle, yöneldikleri şey karşısında hemen göze
batarlar. Biz selheliler olarak kuruntulara kapılmayalım kendimizi
geliştirip dayanışmamızı artıralım. Kimilerinin gözlemlerine göre,
çekemeyen bir gözün kötü etkisi, çekilemeyeni en büyük ün ile utkuya
ulaştığı anda yaralar, üstelik çekilemeyen kimsenin ruhu da en çok
böyle anlarda iyice dışa vurur, kötülük oklarına açık olur.
Ama şimdilik, yeri gelince polemiğe maruz kalan arkadaşlarıma ithaf
en, kimlerin başkalarını çekememeye yatkın olduğunu, en çok kimlerin
çekememezliğe uğradığını, kişisel çekememezlik arasındaki ayrımı ele
alalım.
Kendi değeri olmayan bir insan başkalarının değerini hiçbir zaman
çekemez, çünkü insan gönlü, ya kendi üstünlüğü ya da başkalarının
kötülüğü ile beslenmek ister, bunların birinden yoksunsa ötekine
dayanmak zorunda kalır, bir başkasının üstün değerine ulaşmak
umudunu yitirince de, o kişiyi bulunduğu yüksek yerden aşağıya
çekmekle bir eşitlik kazanmaya çalışır.
Her işe karışan, her şeyi soran kurcalayan bir adam, çoğunlukla
başkalarını çekemeyen bir adamdır, çünkü başkalarının işlerini
öğrenme çabası, öğreneceği her ayrıntının kendisini
ilgilendirdiğinden dolayı değil, olsa olsa başkalarının yaşamını
gözlemekten bir oyun tadı duymasındandır. Kendi işine gücüne dalmış
bir kimse, çekememezlik duymaya pek fırsat bulamaz, çünkü
çekememezlik aylak bir tutkudur, sokaklarda gezer durur, evde
oturmaz:
Büyük bir soydan gelen kimseler, yeni yükselenleri çekemezler; böyle
bir durumda kendileriyle yeni yükselen kişiler arasındaki uzaklık
değiştiği için, sanki bir göz yanılmasına düşer, başkaları
yükselirken kendileri alçalıyor sanırlar.
Çolaklar, hadımlar, yaşlı adamlar, başkalarını çekemezler, çünkü
kendi durumundaki bozukluğu düzeltemeyen kimse, başkalarını
küçültmek için elinden geleni geri komaz; ama bu özürler kahraman
yaradılışlı yiğit bir kimsede olursa, böyle bir adam, bir hadım ya
da bir topal şu şu işleri başardı, mucizeler yaratarak ün kazandı
desinler diye bu doğal eksikliğinden kendine bir onur payı çıkarır.
Başlarına gelen mutsuzluklardan yıkımlardan sonra yükselmiş kişiler
de böyledir. Çağlarına küsmüşlerdir artık, başka insanların uğradığı
zararları kendi çektikleri acıların karşılığı gibi görürler.
Kendini beğenmişlikten, uçarılıktan, dolayı her alanda yükselmek
isteyen kimseler de başkalarını hiç çekemezler, çünkü bunlar
yükselmek istedikleri kimi alanlarda kendilerinden üstün birçok
kimse çıkacağından, çekememezlik için her an bir gerekçe
bulabilirler kıskanırdı, çünkü kendisinin de onların alanında
yükselebilecek yetide olduğuna inanırdı.
Son olarak, yakın akrabalar, iş arkadaşları, birlikte yetiştirilmiş
kimseler de, akranları yükselecek olursa büyük bir çekememezlik
duyabilirler; çünkü bu durum kendi yetersizliklerini ortaya çıkarır,
ne olduklarını ikide bir onlara anımsatır, başkalarının daha çok
gözüne batarlar, çekememezlik de söylentilerle dedikodularla gitgide
büyür. Kabil'in, kardeşi Habil'i çekemeyişi, kardeşinin sunduğu
kurbanın daha iyi karşılandığını hiç gören olmadığı için daha da
çirkin, daha da alçakça bir nitelikteydi. Çekememezliğe yatkın
kişiler konusunda söyleyeceklerimiz bu kadar. Buradaki çekemezlik
bence sitedeki yazarlıktır. Ben şahsen eleştiriye açık olduğum
kadar, benden daha iyi bu işi yapabilecek birileri göreve talip
olduğunda Başkanın dediği gibi seve seve görevi devrede bilirim.
Çekilemeyen değerli site yönetime ve yazarlarına ithaf en;
Çekememezliğe az çok uğrayabilecek kimselere gelince: yüksek değerde
kimseler, ilerledikleri zaman pek az çekememezlik uyandırırlar,
çünkü hak ettikleri bir yere ulaşmış sayılırlar; bir hakkın
ödenmesine kimse sesini çıkarmaz, çekilemeyen daha çok armağanlar,
bağışlar, kayırmalardır. Sonra çekememezlik her zaman insanın
kendini başkalarıyla karşılaştırmasına da bağlıdır, karşılaştırmanın
olmadığı yerde çekememezlik olmaz, onun için kralları ancak krallar
çekemez. Bununla birlikte, değersiz kimselerin en çok ilk
yükselişlerinde çekememezlik uyandırdıklarını, sonradan daha kolay
ilerlediklerini unutmamak gerekir. Değerli, yararlı kimseler ise tam
tersine, yükseldikleri yerde uzun süre kalırlarsa çok çekememezliğe
uğrarlar, değerleri bu süre içinde hep aynı kalsa da eski
parıltısını gitgide yitirmiş olur, o parıltıyı gölgeleyecek yeni
adamlar yetişir çünkü.
Soylu bir kandan gelenlerin yükselmesi daha az çekememezlik
uyandırır, çünkü doğuştan hak ettikleri bir şey gibi görülür bu.
Ayrıca, yazgılarına da fazla bir şey eklenmiş sayılmaz, çünkü
çekememezlik güneş ışınlarını andırır; sırtlara, dik yamaçlara,
düzlüklerden daha kızgın vurur
Büyük sıkıntılarla, tehlikelerden üzüntülerden geçerek onur kazanmış
kimseler daha az çekememezlik uyandırırlar, çünkü herkes bu onura
nice güçlüklerden sonra eriştiklerini düşünür, onlara acır bile;
acımak ise çekememezliği bile ortadan siler. Ama bu ancak,
insanların üzerine yüklenmiş görevlerde anlayışla karşılanır, kendi
istekleriyle el attıkları işlerde değil, çünkü hiç gereği yokken
alabildiğine büyütülmüş bir iş kadar çekememezlik uyandıran hiçbir
şey yoktur. Hiçbir şey de, yüksek görevdeki bir kimsenin, kendi
yönetimindeki küçük görevlilere bulundukları yerin hakları ile
sorumluluklarını tam vermesi kadar, çekememezliği azaltamaz, çünkü
bunu yapmakla o yüksek görevli kendisi ile çekememezlik arasına
birçok koruyucu perdeler koymuş olur.
Çekememezliğe en çok uğrayanlar, yükseldikleri için çalım satan,
böbürlenen, büyüklüklerini gösterişle ya da bütün karşıtlarıyla
yarışıp hepsini alt etmekle, her an başkalarının başına kakmadan
edemeyen kimselerdir. Oysa bilge kişiler, çekememezliği önlemek için
ara sıra özveriye katlanır, pek önem vermedikleri birkaç işte
karşıdakilere bile bile yenilir, altolular. Yalın, açık sözlü bir
davranışla dile gelen büyüklüğün, çalımdan böbürlenmeden uzak
kalırsa, kurnazca sinsi düzenlerden daha az çekememezlik
uyandıracağı su götürmez bir gerçektir. Böyle düzenlere başvuran
kimse haksız yere yükselmiş gibi bir şeyler gizlemek ister sanki
kendi değersizliğini biliyormuş gibi görünür, böylece başkalarına
çekememezliği öğretmiş olur. Çekilemeyen değerli site yönetime ve
yazar arkadaşlarım lütfen bildiğin doğrulardan şaşmayın. Eleştirisi
olanda buyursun eleştirsin ama kırıcı olmamak şartıyla…
Bu bölümü de bir sonuca bağlamak istersek, baştan söylediğimiz gibi
çekememezliğin düşlerle, kuruntularla ortak bir yanı vardır,
dolayısıyla kuruntudan kurtulmanın yolu ne ise, çekememezlikten
kurtulmanın yolu da odur; bu da alışılmış deyimiyle, yön
değiştirmek, kuruntuyu bir başkasının üstüne çevirmektir. Bu amaçla,
büyük adamların akıllıları her zaman, kendilerine karşı duyulacak
çekememezliği üzerinde toplayacak bir kimseyi ortaya çıkarırlar;
kimileyin bir görevli ya da uşak, kimileyin de iş arkadaşları,
yardımcıları ya da buna benzer bir başkasıdır ortaya sürülen. Bu iş
için, bir göreve kapılanmak bir yetki kazanmak uğruna her şeye
katlanmaya hazır, ateşli, gözü pek kişiler hiçbir zaman eksik olmaz.
Genel anlamda çekememezlik duygusuyla ilgili sözlerimde, bunun bütün
duyguların en tedirgini en sürekli olduğunu ekleyeceğim, çünkü öbür
duygular ancak ara sıra fırsat bulurlar, çekememezlik öteki ya da
berikiyle boyuna uğraşır durur. Sevgi ile çekememezliğin bir insanı
çökerttiğini, öbür duyguların ise öyle sürekli olmadıklarından zarar
vermediklerini söylerler. Çekememezlik aynı zamanda en bayağı, en
aşağılık duygudur.
Haydi selheliler çekememezliğin olmadığı birlik beraberlik ve
dayanışmanın olduğu bir toplum için ele ele….
İzmir Yazarı: M.Sait
İLHAN Tarih
:16:10:2009

O ESKİ BAYRAMLAR...
Merhaba değerli arkadaşlar ikinci yazımda yakın zamanda geçirdiğimiz bayrama
değinmek istedim. Evela başta selhe halkı olmak üzere bütün İslam aleminin
geçmiş mübarek RAMAMAZAN BAYRAMINI kutlar, nice bayramlar dilerim...
Eskiden bayramlar ne güzeldi öyle değil mi? Akraba ziyaretleriyle sevgiler
tekrar bütünleşir, aile bağları daha da kuvvetleşirdi. Geliş gidişler çoğalırdı
bu günlerde ve evleri bir kalabalık beklerdi bayram sabahıyla birlikte. Tatlılar
yapılır, börekler açılır, çörekler pişirilirdi yemekler hazırlanırdı. Bayram
öncesi bayrama hazırlık olarak. Mutfaklarımızı bir tatlı kokular sarardı insanı
kendinden geçirir derecede. O güzel kokuyu kokladığında sanki karnında senfoni
orkestrası kurulmuş konser verir bir biçimde sesler çıkardı...:) hadi yemede
dur! :) Ne güzeldi eskiden ne güzeldi. Ev ev dolaşılırdı bayramlaşmak için ve
büyük bir heyecan duyulurdu bayramlaşırken, çocukluğumuzda farklı insanlar vede
farklı yaşam tarzlarıyla gülümseyen insanlar tanırdık. Bayram sevinci sabahın
ilk ışıklarında bayram namazıyla camideki bayramlaşmayla başlar, bayram bitene
kadar devam ederdi. İnanılmaz bir huzur kaplardı içimizi, dedelerimizin ve
nenelerimizin konu komşu akraba ve bütün köylülerimizin yumuşacık tonton
ellerini öpüp alnımıza koyduğumuzda yüzlerindeki o güzel tebessümse bir başka
hoştu doğrusu, öyle değil mi? :) Ahh ah... O günleri çok özlüyorum. Özlediğimiz
kanaatindeyim Şuanda bakıyorum da etrafıma.. "Selam.."'la başlayan vede "İyi
bayramlar.."'la biten bir bayramlaşma dialğuyla karşı karşıyayız. Açıkçası
bayram havasının eski sertliği dahi kalmamış. Sıradanlaşmışçasına bir güne
bürünmüş adeta. Eskisi kadar sıkı fıkı olunan bir bağ maalesef kalmamış. Gelişen
dünya ve hayatla birlikte, eskiye özgü güzelliklerse kaybolmaya vede yok olmaya
mahkumlaşmışçasına giderek bizlerden uzaklaşmakta... Umarım tamamıyla
bayramlaşmaktan uzaklaşmayız ve bu vesileyle arkadaşlık, dostluk bağlarımızda
gereken önemi vererek daha da güçlendiririz. Mutluluklarla vede huzurla dolu
daha Nice bayramlara.. geçmiş BAYRAMINIZ TEKRAR KUTLU OLSUN.
En kötü gününüz Bayram havasında olsun... Eski bayramlar tabii…
Haydi selheliler! bayramlarda da el ele……
İzmir Yazarı: M.Sait
İLHAN Tarih
:08:10:2009

Konu:BİRLİK
VE BERABERLİK
Saygı değer selhe halkı ve değerli site iştirakçileri, bu ilk
yazımda çok önem arz eden ve refah bir toplum için en önemli etken
olduğunu benimsediğim birlik ve beraberlikten bahsedeceğim.
Boşa dememişler “ Sürüden ayrılanı kurt kapar.” İşte durum ortada,
şuan selhe için ve halkı için içinde bulunduğumuz durum ortada bence
şuan ki durum selhe için bir fırsattır. Gerek köyde gerek Türkiye
metropollerinde ve gerekse Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok
ülkesinde yaşamakta olan bizler için, çünkü Birlikten kuvvet doğar,
bir elin nesi var iki elin sesi var, bu söz boşa söylenmiş bir söz
tabiî ki değildir, selheliler olarak bugünleri bence
değerlendirmeliyiz. Bunun ilk adımını İstanbul’daki köylülerimiz
dernek oluşturarak ve derneğe iştirak ederek çok güzel bir örnek
sunmuşlardır. Buradan emeği geçen herkesi tebrik eder benzeri
aktivitelerinin devam etmesini dilerim.
Sonuç olarak benzeri oluşumları neden hepimiz her yerde yapmayalım
sevinçlerimizde üzüntülerimizde ortak olmayalım, ben şuna inanırım
insan oğlu istedikten sonra başaramayacağı bir şey yoktur. Bunun adı
birlik beraberlik olsa dahi...
Haydi selheliler! Selhe için el ele…..
İzmir
Yazarı: M.Sait
İLHAN Tarih
:07:09:2009
|